Yetkililer Kendi Halklarından mı Korkuyor? Aşkabat Havalimanında Sınır Dışı Edilen Vatandaşların Sorgulanmasına İlişkin İddialar Azatlık Radyosu'nun haberine göre, 8 Haziran 2026 tarihinde İstanbul’dan Aşkabat’a gelen uçakta bulunan ve Türkiye’den sınır dışı edilen yaklaşık 100 Türkmenistan vatandaşı, Aşkabat Havalimanı’nda Türkmenistan Milli Güvenlik Bakanlığı (MGB) görevlileri tarafından kapsamlı sorgu ve incelemelere tabi tutuldu. Haberde yer alan kaynaklara göre, vatandaşların cep telefonları incelendi, kişi listeleri ve e-posta hesapları kontrol edildi, IP adresleri gözden geçirildi ve hangi sosyal medya platformlarını kullandıkları, YouTube’da hangi kanalları takip ettikleri ve hangi içerikleri beğendikleri hakkında sorular yöneltildi. Kaynak: Azatlık Radyosu / Azathabar https://www.azathabar.com/a/turkiyeden-cykarylan-100-e-golay-turkmenistanly-asgabadyn-ucar-menzilinde-soraga-cekildi/33778247.html Eğer bu bilgiler doğruysa, cevap bekleyen temel bir soru ortaya çıkmaktadır: Devlet neden korkuyor? Kendi halkından mı? Kendi ülkesine dönen bir vatandaş neden bir suçlu gibi muamele görmelidir? İnsanlar neden hangi haber kaynaklarını takip ettiklerini, hangi videoları izlediklerini veya yurt dışında kimlerle iletişim kurduklarını açıklamak zorunda bırakılmaktadır? İfade özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve örgütlenme özgürlüğü uluslararası insan hakları hukukunun koruduğu temel haklardır. Bir insan kendi ülkesinin sınırlarından geçtiğinde bu haklarını kaybetmez. Özellikle vatandaşların telefonlarının incelendiği ve dijital faaliyetlerinin denetlendiğine dair iddialar son derece kaygı vericidir. Bu tür uygulamalar, insanların yalnızca konuşmaktan değil, bağımsız haber okumaktan, çevrimiçi içerik izlemekten veya yurt dışındaki aile üyeleri ve arkadaşlarıyla iletişim kurmaktan dahi korktuğu bir ortam yaratmaktadır. Son yıllarda binlerce Türkmenistan vatandaşı iş, güvenlik ve insan onuruna yakışır bir yaşam arayışıyla ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Bunun nedenleri iyi bilinmektedir: ekonomik zorluklar, sınırlı iş imkânları, bürokratik engeller ve vatandaşların haklarını koruyacak bağımsız mekanizmaların bulunmaması. Ancak görünen o ki, yetkililer bu sorunların nedenlerini araştırmak yerine kendi vatandaşları arasında “şüpheli kişiler” aramayı tercih etmektedir. Oysa göçmenler devletin düşmanı değildir. Onlar ailelerini geçindiren, anne-babalarına destek olan, çocuklarına bakan ve gönderdikleri paralarla ülke ekonomisine katkıda bulunan insanlardır. Şüphe ve baskıyı değil, saygı ve korunmayı hak etmektedirler. Özellikle “şüpheli vatandaşlar” listelerinin oluşturulduğuna ilişkin iddialar ciddi endişe yaratmaktadır. Böyle uygulamalar varsa, bunların şeffaf, hukuka uygun ve denetime açık olması gerekir. Hiç kimse barışçıl şekilde fikirlerini ifade ettiği, bağımsız medya takip ettiği veya gazeteciler, insan hakları savunucuları ve aktivistlerle iletişim kurduğu için baskıya uğramamalıdır. Uluslararası toplumun, diplomatik temsilciliklerin, Birleşmiş Milletler organlarının, AGİT’in ve insan hakları kuruluşlarının bu iddiaları dikkatle takip etmesi ve sınır dışı edilen Türkmenistan vatandaşlarına yönelik uygulamalar konusunda şeffaflık talep etmesi gerekmektedir. Çünkü cevap bekleyen asıl soru hâlâ ortadadır: Bu durum daha ne kadar sürecek? Türkmenistan vatandaşları daha ne kadar kendi ülkelerine dönerken güven yerine korku hissedecek? Eleştiri daha ne kadar tehdit olarak görülecek ve sıradan vatandaşlar daha ne kadar şüpheyle karşılanacak? Güçlü bir devlet sorulardan korkmaz. Güçlü bir devlet kendi halkından korkmaz. Güçlü bir devlet vatandaşlarının düşüncelerini kontrol etmeye çalışmak yerine onların haklarını ve onurunu korur. İnsan haklarına, insan onuruna ve temel özgürlüklere saygı göstermek bir devletin gerçek gücünün göstergesidir; havalimanlarında yapılan sorgulamaların sayısı değil.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.