Türkmenistan’da Anayasa Günü: Hukukun Bayramı mı, Yoksa İkiyüzlülük Festivali mi?

Türkmenistan’da Anayasa Günü: Hukukun Bayramı mı, Yoksa İkiyüzlülük Festivali mi?

Türkmenistan’da Anayasa Günü: Hukukun Bayramı mı, Yoksa İkiyüzlülük Festivali mi? 18 Mayıs’ta Türkmenistan bir kez daha Anayasa Günü’nü büyük bir görkemle kutladı. Konserler, bayraklar, resmi konuşmalar, televizyon yayınlarında “hukukun zaferi”, “mutlu halk” ve “refah içindeki devlet” anlatıları… Her şey her zamanki gibiydi — pahalı, gösterişli ve özenle sahnelenmiş. Öylesine güzel bir sahne ki, sesi kapatıp gerçeği görmezden gelirseniz, gerçekten özgür, hukuk devleti olan ve adil bir ülkeden bahsedildiğine inanabilirsiniz. Ama küçük bir sorun var. Türkmenistan’da Anayasa çoğu zaman sadece bayramlar, televizyon yayınları ve vitrinler için var oluyor. Gerçek hayatta ise maddeleri giderek duvara yazılmış süslü sloganlara benziyor — güzel görünüyorlar ama uygulanmaları asla düşünülmüyor. İşte bu yüzden Anayasa Günü artık birçok vatandaş için gurur değil; aynı anda hem gülümseten, hem acı veren, hem öfkelendiren hem de derin bir hayal kırıklığı yaratan bir gün haline geldi. Çünkü insanların konuşmaktan korktuğu bir ülkede insan hakları üzerine yapılan sonsuz konuşmaları ciddiye almak mümkün değil. Vatandaşların yurtdışındaki diplomatik temsilciliklerde yıllarca pasaport alamadığı bir ülkede “özgürlük” söylemlerine inanmak mümkün değil. Üstelik bu durum, Türkmenistan göç mevzuatının 29. maddesi 3. fıkrasında devletin açık yükümlülüğü olarak belirtilmiş olmasına rağmen devam ediyor. Ailelerin yıllarca birbirinden ayrı kaldığı, insanların geri dönmekten korktuğu ve seyahat yasaklarının uygulandığı bir ortamda “hukukun üstünlüğüne” inanmak mümkün değil. Yasaların sadece sıradan vatandaşlar için geçerli olduğu, ancak onları koruması gerekenler için işlemediği bir yerde adalete güvenmek mümkün değil. Ve tam da burada asıl soru ortaya çıkıyor: 18 Mayıs’ta tam olarak ne kutlandı? Anayasa mı? Yoksa onun sistematik şekilde ihlal edilmesi mi? Haklar ve refah üzerine yapılan resmi konuşmalar, şu gerçeklerin yanında özellikle alaycı görünüyor: — bağımsız mahkemeler fiilen yok, — ifade özgürlüğü yok, — sivil aktivistler baskı ve tehditlerle karşı karşıya, — insanlar açıkça şikâyet etmekten korkuyor, — yurtdışındaki binlerce vatandaş belgesiz ve hukuki korumadan mahrum bırakılıyor, — insan haklarından bahsetmek ise “devlete iftira” olarak görülüyor. Ama elbette konserlerde bunlardan bahsedilmiyor. Orada her şey mükemmel. Orada halk mutlu. Orada Anayasa “işliyor.” Orada insan hakları “tam güvence altında.” Peki o halde neden giderek daha fazla insan yetkililere, yasalara ve resmi vaatlere olan inancını kaybediyor? Neden insanlar artık yıllardır “endişelerini dile getiren”, raporlar yayımlayan ve açıklamalar yapan uluslararası kurumlara bile güvenmemeye başlıyor; üstelik tüm bunlara rağmen durum giderek kötüleşirken? Belki de hiçbir toplum sonsuza kadar televizyonlarda yaratılan masalla gerçek hayat arasındaki uçurumda yaşayamaz. Türkmenistan uzun zamandır güzel dekorlardan oluşan bir ülkeye dönüştü. Güzel bayramlar. Güzel sloganlar. Güzel binalar. Güzel raporlar. Ve tüm bu güzelliğin arkasında — korku, göç, sessizlik, yoksulluk, hukuksuzluk ve derin bir güvensizlik var. Bugün Türkmenistan’daki birçok resmi bayram, halk için giderek gerçeğe karşı yapılmış acı bir alaya dönüşüyor. 8 Mart — kadınların ayrımcılık ve kısıtlamalarla karşı karşıya olduğu bir ülkede. Emek Bayramı — insanların sadece hayatta kalabilmek için yurtdışına çalışmaya gitmek zorunda kaldığı bir ülkede. Anayasa Günü — Anayasa’nın giderek yalnızca sembolik bir dekor haline geldiği bir ülkede. Ve belki de en acı olanı şu: İnsanlar artık sadece sorunlardan yorulmadı. İnsanlar bu gösteriden yoruldu. Resmi propaganda ile gerçek hayat arasındaki sonsuz uçurumdan yoruldu. “Hak”, “hukuk”, “adalet” ve “garanti” gibi kelimelerin artık umut değil, sadece acı bir ironi uyandırmasından yoruldu. Çünkü bir Anayasa altın harflerle basılabilir. Ama uygulanmıyorsa, artık bir hukuk metni olmaktan çıkar. Ve yalnızca törensel bir hatıraya dönüşür.

İletişime Geçin

Dayanch olarak, her bireyin temel haklarını korumak ve geliştirmek için çalışıyoruz.

İletişime Geç
Logo