Türkmen Blogcuların Dosyası: Dosyanın Yeniden Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’na Gönderilmesi Asıl Soruyu Cevaplamıyor — Neredeler? “DAYANÇ” / Türkmenistan Sivil Hareketi İnsan Hakları Platformu, Türkiye’de kaybolan Türkmen blogcular Alişer Sahatov ve Abdulla Orusov’un dosyasına ilişkin yeni bilgiler nedeniyle ciddi endişe duyduğunu ifade etmektedir. Türkmen Helsinki İnsan Hakları Vakfı’nın yayımladığı bilgiye göre, kayıp blogcuların dosyası yeniden Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nın incelemesine gönderilmiştir. Avukatları, Yabancılar Geri Gönderme Merkezi ve çevresindeki güvenlik kameralarına ait görüntülerin yanı sıra olay yerini kapsayan diğer kamera kayıtlarının talep edilmesi için başvuruda bulunmuştur. Türkmen Helsinki Vakfı’nın daha önce bildirdiğine göre, 16 Aralık 2025 tarihinde Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı dosyanın Sinop Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar vermişti. Bu yılın Ocak ayında Alişer Sahatov’un eşine dosya materyallerinin yeniden Edirne’deki yetkili makamlara iade edildiği bildirilmiştir. Ayrıca, üst makamların talimatı doğrultusunda aile üyelerinden DNA örneklerinin alındığı bilinmektedir. Bu arada Alişer Sahatov’un babası Aşkabat’a giderek Türkmenistan Cumhurbaşkanı’na bizzat başvurmuş ve oğlunun bulunması için yardım talebinde bulunmuştur. Bir baba olarak talebi yalnızca şudur — oğlunun nerede olduğunun belirlenmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması. Bu başvuru, aylardır belirsizlik ve acı içinde yaşayan bir ailenin çaresizliğinin göstergesidir. Ancak dosyanın bir savcılıktan diğerine gönderilmesine rağmen temel ve en önemli soru hâlâ cevapsızdır: Alişer Sahatov ve Abdulla Orusov neredeler? Hatırlatmak gerekir ki blogcular 24 Temmuz 2025 tarihinde, Edirne’deki geri gönderme merkezinden serbest bırakıldıktan hemen sonra kaybolmuşlardır. O tarihten bu yana nerede oldukları bilinmemektedir. Dosyanın farklı savcılıklar arasında aktarılması, şeffaf, etkili ve bağımsız bir soruşturmanın yerini tutamaz. Kamuoyuna açık bilgi verilmemesi, ailelerin ve insan hakları camiasının endişesini daha da artırmaktadır. Bu tür vakalarda devlet makamlarının yükümlülükleri şunlardır: hızlı, kapsamlı ve tarafsız bir soruşturma yürütmek; tüm güvenlik kamerası kayıtlarını güvence altına almak ve incelemek; soruşturmanın seyri hakkında aileleri bilgilendirmek; zorla kaybetme veya üçüncü ülkelere yasa dışı transfer ihtimalini ortadan kaldırmak. Aktivistlerin bir geri gönderme merkezinden çıktıktan hemen sonra kaybolması, özel ve titiz bir inceleme gerektiren ciddi bir durumdur. Uluslararası hukuka göre zorla kaybetmeler ağır insan hakları ihlalleridir. “DAYANÇ” İnsan Hakları Platformu gelişmeleri yakından izlemeye devam edecek ve Türk makamlarını soruşturmayı şeffaf bir şekilde yürütmeye, uluslararası insan hakları kurumlarını ise bu dosyayı sürekli gündemde tutmaya çağırmaktadır. Bir kez daha vurguluyoruz: Aktivizm suç değildir. İnsanların kaybolması kabul edilemez.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.