Halkın Görmediği Sosyal Korumayı “Güçlendirmek”: Halk Maslahatı’nda Verilen Vaatlerin Ardında Ne Var? Halk Maslahatı toplantısının ardından Türkmenistan devlet medyası yeni sosyoekonomik planları duyurdu. Açıklanan bilgilere göre, 2026 yılının sonuna kadar yaklaşık 5.300 yeni istihdam alanı oluşturulması, 41,2 milyar manattan fazla sermaye yatırımının hayata geçirilmesi, üretim ve sosyal tesislerin inşasına devam edilmesi ve 50 sağlık evi ile kırsal sağlık merkezinin temelinin atılması planlanıyor. Resmî açıklamalarda ayrıca vatandaşların “sosyal güvencesinin güçlendirilmesine” yönelik programlardan söz ediliyor. Ancak asıl soru tam da bu ifadeyle başlıyor: Yetkililer tam olarak neyi “güçlendirmeyi” planlıyor? Dayanç’a ulaşan vatandaş başvuruları ve tanıklıklara göre insanlar, gelir kaybı, işsizlik veya ciddi maddi sıkıntı durumunda bir aileyi koruyabilecek işleyen bir sosyal destek sistemi görmüyor. Vatandaşlar, maddi kriz yaşayan bir kişiye veya aileye gerçekten destek olabilecek erişilebilir, düzenli sosyal ödemelerden ya da yardım programlarından haberdar olmadıklarını ifade ediyor. Bu nedenle “sosyal güvenceyi güçlendirmekten” söz etmeden önce kamuoyuna şu soruların açıkça yanıtlanması gerekiyor: Tam olarak hangi programlar mevcut? Kimler bu programlardan yararlanabiliyor? Başvurular nereye yapılıyor? Hangi ödemeler sağlanıyor? Bu ödemelerin miktarı nedir? Ve gerçekte kaç vatandaş bu desteklerden yararlanıyor? Eğer böyle bir sistem gerçekten mevcutsa, devletin bu bilgileri kamuoyuyla paylaşması zor olmamalıdır. Ancak vatandaşlar günlük yaşamlarında bu mekanizmalarla neredeyse hiç karşılaşmıyorsa, o zaman tartışılması gereken şey sosyal korumanın “güçlendirilmesi” değil, her şeyden önce erişilebilir ve şeffaf bir sosyal koruma sisteminin oluşturulmasıdır. İnsanların günlük yaşamlarında hissetmediği bir sistemi güçlendirmekten söz etmek mümkün değildir. 5.300 yeni iş — peki maaş ne kadar olacak? İkinci temel mesele, yaklaşık 5.300 yeni istihdam alanı oluşturulacağı yönündeki açıklamadır. Tek başına iş sayısı, yaşam standardı hakkında fazla bir şey söylemez. Çok daha önemli olan başka bir sorudur: Bu işlerde ne kadar maaş ödenecek? Vatandaşlardan gelen bilgi ve yorumlara göre birçok kişinin aylık geliri yaklaşık 1.000 ile 5.000 manat arasında değişiyor. Vatandaşlar, bu gelirlerin gıda, giyim, ilaç, ulaşım, temel ev ihtiyaçları ve diğer aylık giderleri karşılamaya yeterli olmadığını belirtiyor. Sosyal sorunlarla ilgili yapılan tartışmalarda vatandaşlar, daha kabul edilebilir bir gelir seviyesinin aylık yaklaşık 10.000–20.000 manat olması gerektiğini dile getirdi. Ancak maaş artışının gıda ve temel ihtiyaç ürünlerinin fiyatlarında eş zamanlı bir artışa yol açmaması gerektiğinin de altını çizdiler. Bu nedenle 5.300 yeni iş açıklamasının yanında çok daha önemli bir bilginin verilmesi gerekiyor: Bu işlerde maaş ne kadar olacak? Bir kişinin ailesini geçindirmesine yetmeyen bir gelir sağlayan iş, yalnızca resmî raporlara yeni bir istihdam rakamı eklendi diye yoksulluk sorununu çözmez. İnsanların yaşamının gerçekten değişip değişmediğini gösteren asıl ölçüt, oluşturulan işlerin sayısı değil, maaşların satın alma gücüdür. Bu kadar iş varsa insanlar neden çalışmak için yurt dışına gidiyor? Yayınların altındaki vatandaş yorumları da dikkat çekicidir. Bir kullanıcı esasen çok basit bir soru soruyor: Devlet televizyonlarında sürekli yeni inşaatlar, işletmeler ve ekonomik kalkınma gösteriliyorsa, Türkmenistan vatandaşları neden hâlâ çalışmak ve para kazanmak için ülke dışına çıkmak zorunda kalıyor? Bu yalnızca retorik bir soru değildir. Eğer binlerce iş yaratılıyor, yeni işletmeler kuruluyor ve onlarca milyar manat yatırım yapılıyorsa, bunun sonucu insanların kendi ülkelerinde insana yakışır ve yeterli ücret sağlayan bir iş bulabilmesi olmalıdır; geçimini sağlamak için yurt dışına gitmek zorunda kalması değil. İşte tam da bu noktada resmî istatistiklerin sıradan ailelerin gerçek yaşam koşullarıyla karşılaştırılması gerekiyor. 50 yeni sağlık tesisi — peki içlerinde ne olacak? Bölgelerde 50 sağlık evi ve kırsal sağlık merkezinin temelinin atılacağı, ayrıca hastaneler ve onkoloji merkezlerinin inşa edileceği de açıklandı. Erişilebilir sağlık hizmetlerinin genişletilmesi elbette gereklidir. Ancak yalnızca bina sayısı, sağlık sisteminin kalitesi hakkında bir şey söylemez. Vatandaşların başka sorulara yanıt alması gerekiyor: Bu tesisler ne zaman tamamlanacak? Kaç doktor ve sağlık çalışanı görev yapacak? Uzmanlar nerede yetiştirilecek? Hangi tıbbi cihazlarla donatılacak? Hangi sağlık hizmetleri ücretsiz olacak? Bölgelerde yaşayan insanlar bu hizmetlere gerçekten erişebilecek mi? Bir binanın inşa edilmiş olması, tek başına sağlık hizmetinin sağlandığı anlamına gelmez. Sağlık hakkı, bir kişinin zamanında doktora ulaşabildiği, gerekli tetkikleri yaptırabildiği, ilaçlarını temin edebildiği ve maddi durumundan bağımsız olarak gerekli tedaviyi alabildiği zaman anlam kazanır. İnşaatlar devam ediyor, insanlar ise yıllarca konut bekliyor Bir diğer ciddi sorun ise konut meselesidir. Devletin sürekli yeni inşaat projelerini duyurduğu bir ortamda vatandaşlar, yıllardır konut beklediklerini dile getiriyor. Gelen bilgilere göre bazı aileler konut sıralarında yıllarca, hatta onlarca yıl bekliyor. Bu nedenle kamuoyunun somut verilere ihtiyacı var: Bugün konut sırasında kaç vatandaş bulunuyor? 2025 ve 2026 yıllarında kaç aileye konut verildi? Konut dağıtımında hangi kriterler uygulanıyor? Bir kişi ortalama kaç yıl bekliyor? Devlet her yıl onlarca büyük inşaat projesi açıklayabiliyorsa, sıradan ailelerin konut sorununun neden hâlâ çözülemediğinin sorulması son derece doğaldır. Üstelik konuta erişim doğrudan gelir düzeyiyle bağlantılıdır. Aylık birkaç bin manat kazanan bir aile için, modern yeni konutlardan söz edilmesi fazla anlam ifade etmez; eğer bu konutların fiyatı aile bütçesinin tamamen dışındaysa. 41,2 milyar manat: toplumun şeffaflığa ihtiyacı var Yayımlanan materyallerde dikkat çeken bir diğer büyük rakam ise 41,2 milyar manattan fazla sermaye yatırımıdır. Bu büyüklükte kamu harcamaları söz konusu olduğunda, kamusal denetim özellikle önem kazanır. Vatandaşların yorumlarında inşaat maliyetlerinin şişirildiği, komisyon veya “geri ödeme” mekanizmalarının bulunduğu ve kamu kaynaklarının şeffaf olmayan biçimde kullanıldığı yönünde suçlamalar yer alıyor. Bağımsız bir inceleme olmadan bu iddialar kanıtlanmış gerçekler olarak sunulamaz. Ancak bu tür şüphelerin varlığı bile kamu harcamalarının neden mümkün olduğunca şeffaf olması gerektiğini gösteriyor. Toplumun şu bilgileri bilmeye hakkı vardır: Devlet ihalelerini kimler alıyor? Müteahhitler nasıl seçiliyor? İhaleler kamuya açık biçimde duyuruluyor mu? Projelerin tahmini maliyetleri yayımlanıyor mu? İnşaat sırasında maliyetler değişiyor mu? Harcamaları kim bağımsız olarak denetliyor? Kamu kaynakları yetkililerin kişisel mülkü değildir. Bu kaynakların nasıl kullanıldığı; okulların, sağlık hizmetlerinin, konutların, emekli aylıklarının ve sosyal desteğin finansmanını doğrudan etkiler. Ekonomik büyüme insanların cebinde hissedilmeli Devlet medyası, ekonomik büyümenin yaklaşık %6,3 olmasının beklendiğini bildiriyor. Ancak ekonomik büyüme sıradan insanlar için ancak günlük yaşamlarına yansıdığı zaman anlam taşır. Eğer ekonomi büyüyorsa şu soruların sorulması doğaldır: Halkın reel geliri arttı mı? Aileler sürekli tasarruf etmek zorunda kalmadan temel gıda ürünlerini satın alabiliyor mu? Konut daha erişilebilir hâle geldi mi? Emekli aylıkları ve sosyal ödemeler yeterli mi? Sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştı mı? Çalışmak için yurt dışına gitme zorunluluğu azaldı mı? Vatandaşların yanıt beklediği sorular bunlardır. İnsanlar maaşların, emekli aylıklarının ve sosyal ödemelerin artırılması gerektiğini defalarca dile getirdi. Vatandaşların katıldığı tartışmalarda, gıda ve temel ihtiyaç ürünlerinin fiyatları aynı anda artırılmadan 10.000–20.000 manat civarında bir gelir seviyesi makul bir hedef olarak ifade edildi. Bu nedenle Halk Maslahatı’nda yapılan büyük açıklamaların ardından temel soru değişmiyor: Onlarca milyar manatlık yatırımlar, binlerce yeni iş, sağlık tesislerinin inşası ve sosyal güvenceye ilişkin açıklamalar ne zaman yalnızca devlet raporlarında değil, sıradan ailelerin gerçek yaşamında da hissedilecek? Ve belki de en basit soru şudur: Eğer sosyal koruma gerçekten varsa, halka nerede olduğunu, bundan nasıl yararlanılacağını ve gerçekte ne tür bir destek sağladığını gösterin. Eğer vatandaşlar bunu görmüyor ve bu destekten yararlanamıyorsa, “güçlendirmekten” söz etmeden önce gerçekten işleyen bir sosyal koruma sistemi oluşturulmalıdır.
Dayanch olarak, her bireyin temel
haklarını korumak ve geliştirmek
için çalışıyoruz.