GÖZALTILARDAN ZORLA GERİ GÖNDERMELERE, ZORLA KAYBETMELERE: PARİS’TE TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ ÖNÜNDE PROTESTO

GÖZALTILARDAN ZORLA GERİ GÖNDERMELERE, ZORLA KAYBETMELERE: PARİS’TE TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ ÖNÜNDE PROTESTO

GÖZALTILARDAN ZORLA GERİ GÖNDERMELERE, ZORLA KAYBETMELERE: PARİS’TE TÜRKİYE BÜYÜKELÇİLİĞİ ÖNÜNDE PROTESTO 3 Ağustos 2026 tarihinde Paris’te Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği önünde, Murat Kurbanov liderliğindeki “Türkmenistan’ın Demokratik Seçimi” (DVT) sosyo-politik örgütü ile Diana Dadaşeva liderliğindeki “Dayanç / Türkmenistan” Sivil Hareketi İnsan Hakları Platformu tarafından ortaklaşa bir protesto eylemi düzenlendi. Eylem, Paris saatiyle 10.00–12.00 arasında gerçekleştirildi. Protesto sırasında üç önemli konu gündeme getirildi. Birinci konu, Türkmenistan vatandaşlarına yönelik sınır aşan baskıların Türkiye topraklarında nasıl başladığını hatırlatmaktı: 1 Ağustos 2021 olaylarından, sonrasında aktivistlerin tek tek hedef alınarak gözaltına alınmasına ve Türkmenistan vatandaşlarının zorla geri gönderilmesine kadar uzanan süreç ele alındı. İkinci konu, sınır aşan baskıların çok daha ağır bir biçimiyle — zorla kaybetmeyle — karşı karşıya kaldığımız Alişer Sahatov ve Abdulla Orusov’un akıbetiydi. Üçüncü konu ise Ceren Altıyeva ve reşit olmayan kızı Oğulnur Pelvanova’nın davasıydı. Bu dava, mağdurların adalete erişiminde akrabalık ve makam bağlantılarının etkili olup olmadığı konusunda ciddi sorular doğurmaktadır. 1 AĞUSTOS 2021: SINIR AŞAN BASKILARIN NASIL BAŞLADIĞINI HATIRLATIYORUZ Eylemin ana konularından biri, 1 Ağustos 2021 olaylarını — Türkiye topraklarında Türkmen aktivistlere yönelik sınır aşan baskıların başlangıç noktalarından biri olarak — yeniden hatırlatmaktı. O gün Türkmenistan vatandaşları İstanbul’daki Türkmenistan Konsolosluğu önünde barışçıl bir protesto düzenlemek istedi. İnsanlar ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma haklarını kullanmak istiyordu. Ancak bu hakların korunması yerine gözaltılar yaşandı. Bugün yalnızca o gün yaşananları değil, o günden sonra başlayan süreci hatırlamak özellikle önemlidir. Sorun 1 Ağustos olaylarıyla sona ermedi. Tam tersine, bu olayların ardından Türkiye’de bulunan ve Türkmenistan yönetiminin politikalarını açıkça eleştiren Türkmen aktivistler tek tek hedef alınmaya ve gözaltına alınmaya başladı. Bu süreçte baskı ve takibata maruz kalan aktivistler arasında, kamuoyunda sivil ve siyasi faaliyetleriyle tanınan Farhat Meymankuliyev, Merdan Muhammedov ve diğer Türkmenistan vatandaşları da bulunuyordu. Ardından yeni gözaltılar yaşandı. İnsanlar geri gönderme merkezlerine yerleştirildi. Daha sonra ise Türkmenistan’a döndüklerinde karşılaşabilecekleri zulüm ve baskı risklerine rağmen Türkmenistan vatandaşlarının zorla geri gönderildiği vakalar yaşandı. Bu noktanın özellikle altını çizmek gerekir. Söz konusu olan artık yalnızca olası bir sınır dışı edilme tehdidi değildi. İnsanlar fiilen gözaltına alınıyor, geri gönderme merkezlerine yerleştiriliyor ve zorla geri gönderiliyordu. Bu tür vakaları, kişilerin zulüm, işkence, zalimane veya insanlık dışı muamele ya da diğer ağır insan hakları ihlalleriyle karşılaşabilecekleri bir ülkeye geri gönderilmelerini yasaklayan temel uluslararası hukuk ilkelerinden biri olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesinin ihlali olarak değerlendiriyoruz. Türkmenistan kaynaklı baskıların ülke sınırlarını aşmaya başlaması işte bu şekilde gerçekleşti. Türkmenistan’daki baskıcı sistemin erişiminden kurtulmak amacıyla ülkeden ayrılan insanlar, siyasi ve sivil faaliyetleri nedeniyle yurt dışında da baskıların sonuçlarıyla karşı karşıya kalmaya devam etti. Bu nedenle 1 Ağustos 2021 olaylarını yalnızca geçmişte yaşanmış münferit bir olay olarak hatırlamıyoruz. Her şeyin nasıl başladığını hatırlatıyoruz. Önce barışçıl protestoya katılanların gözaltına alınması yaşandı. Ardından aktivistler tek tek hedef alınmaya ve gözaltına alınmaya başladı. Sonrasında geri gönderme merkezleri ve Türkmenistan’da karşılaşabilecekleri zulüm riskine ve uluslararası geri göndermeme (non-refoulement) ilkesine rağmen gerçekleştirilen zorla geri göndermeler geldi. Birkaç yıl sonra ise çok daha ağır bir olguyla — insanların zorla kaybedilmesiyle — karşı karşıya kaldık. ALİŞER SAHATOV VE ABDULLA ORUSOV: ZORLA GERİ GÖNDERMELERDEN ZORLA KAYBETMELERE Alişer Sahatov ve Abdulla Orusov’un yaşadıkları, 2021 olaylarından çok daha sonra meydana geldi. Ancak yaşananların giderek ağırlaşan genel tablosunu görmezden gelmek mümkün değildir. Daha önce aktivistlerin gözaltına alınması, geri gönderme merkezleri ve zorla geri gönderme vakalarından söz ederken, Sahatov ve Orusov’un durumunda artık çok daha ağır bir meseleyle — zorla kaybetme olgusuyla — karşı karşıyayız. Türkiye’de kaybolmalarının ardından aileleri, yakınları, aktivistler ve insan hakları savunucuları kendilerine ne olduğunu ve nerede bulunduklarını açıklığa kavuşturmak için mücadele etmeye devam ediyor. Bugün temel soru hâlâ cevapsızdır: ALİŞER SAHATOV NEREDE? ABDULLA ORUSOV NEREDE? Türkiye Cumhuriyeti’nden, kaybolmalarının tüm koşullarına ilişkin kapsamlı, bağımsız, etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütmesini talep ediyoruz. Akıbetleri ve bulundukları yer tespit edilmelidir. Kaybolmalarından önce yaşanan olaylarda ve alınan kararlarda rol oynayan tüm kişiler belirlenmelidir. Mevcut tüm deliller bulunmalı, korunmalı ve incelenmelidir. Belirli kişilerin sorumluluğu tespit edilirse, görevleri, unvanları veya nüfuzları ne olursa olsun hesap vermeleri sağlanmalıdır. “BİZİM DE ALTI YIL BEKLEMEMİZ Mİ GEREKİYOR?” Eylem sırasında Gülistan Doku dosyasını da hatırlattık. Ailesi altı yıl boyunca tek bir soru sordu: “Gülistan nerede?” Yakınları altı yıl boyunca gerçeği ve adaleti talep etti. Bugün, aradan yıllar geçtikten sonra soruşturmada yeniden gelişmeler yaşandığı, yeni delillerin ortaya çıktığı ve soruşturma işlemlerinin gerçekleştirildiği yönünde haberler bulunmaktadır. Bu nedenle Paris’te Türkiye Büyükelçiliği önünde doğrudan sorduk: Bizim de altı yıl beklememiz mi gerekiyor? Gerçeğin ortaya çıkarılması için altı yıl mı? Delillerin bulunması için altı yıl mı? Olayda rolü bulunan herkesin belirlenmesi için altı yıl mı? Ailelerin nihayet bir cevap alabilmesi için altı yıl mı? Alişer Sahatov ve Abdulla Orusov’un dosyasının da yıllarca süren başka bir adalet bekleyişine dönüşmesini istemiyoruz. Bizi altı yıl bekletmeyin. Devlet şimdi harekete geçmelidir. Akıbetlerini belirleyin. Delilleri bulun ve koruyun. Olayda rol oynayan herkesi tespit edin. Bağımsız bir soruşturma yürütün. Sorumlulukları kanıtlanan kişileri hesap vermeye çağırın. CEREN ALTIYEVA VE OĞULNUR PELVANOVA: AKRABALIK BAĞLARI HUKUKTAN DAHA GÜÇLÜ OLABİLİR Mİ? Protestonun üçüncü konusu Ceren Altıyeva ve reşit olmayan kızı Oğulnur Pelvanova’nın davasıydı. Anne, çocuğuna yönelik şiddet iddialarının soruşturulmasını talep ediyor. Ancak mağdurların ifadelerine göre, etkili bir soruşturma yürütülmesi ve gerekli korumanın sağlanması yerine kendileri baskıya maruz kalıyor. Eylem sırasında İnsan Hakları Platformumuza iletilen akrabalık bağlantılarına ilişkin bilgilere de dikkat çektik. Bize ulaştırılan bilgilere göre: Sahi ve Hudayberdi öz kardeştir. Sahi, Arkadağ şehrinin häkimi olarak görev yapan Gülşat Mammedova’nın babasıdır. Hudayberdi, Hursoltan’ın babasıdır. Hursoltan ise Mesgen Akmammedov’un annesidir. Bu durum ciddi bir soruyu gündeme getirmektedir: Üst düzey bir yetkiliyle olan akrabalık bağları, mağdurların etkili bir soruşturma ve adalete ulaşamamasında rol oynuyor olabilir mi? Gülşat Mammedova’nın soruşturmaya müdahale ettiğini iddia etmiyoruz. Ancak herhangi bir kişinin onun adını, makamını, akrabalık bağlarını veya idari nüfuzunu kullanıp kullanmadığını araştırmak devletin görevidir. Akrabalık bağlarının yaşananlarla hiçbir ilgisi yoksa, bu durum bağımsız ve şeffaf bir soruşturmayla ortaya konulmalıdır. Ancak herhangi bir kişinin akrabalarını sorumluluktan korumak amacıyla soyadını, makamını veya nüfuzunu kullandığı tespit edilirse, bu eylemler gerekli hukuki değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Taleplerimiz: CEREN ALTIYEVA VE OĞULNUR PELVANOVA’YI KORUYUN! BASKIYA SON VERİN! ŞİDDET İDDİALARINI SORUŞTURUN! AKRABALIK VE MAKAM BAĞLARININ OLASI KULLANIMINI ARAŞTIRIN! Türkmenistan makamlarına yönelttiğimiz temel soru ise şudur: HUKUK ÖNÜNDE KİM DAHA GÜÇLÜ — ŞİDDETE MARUZ KALDIĞI İDDİA EDİLEN BİR ÇOCUK MU, YOKSA NÜFUZLU AKRABALIK BAĞLARI MI? Hukuk herkes için eşit uygulanmalıdır. Akrabalık bağları dokunulmazlık sağlamamalıdır. Kamu görevi adaletten korunmanın kalkanı haline gelmemelidir. TÜRKİYE’NİN PARİS BÜYÜKELÇİLİĞİ MEKTUBUMUZU KABUL ETMEDİ Protesto sırasında yazılı başvurumuzu doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Paris Büyükelçiliği temsilcilerine teslim etmek istedik. Eylem alanında bulunan Fransız güvenlik güçlerinin temsilcileri aracılığıyla Büyükelçilik ile iletişim kuruldu. İlk olarak Murat Kurbanov ve Diana Dadaşeva’nın başvuruyu teslim etmek üzere Büyükelçiliğe girmesini önerdik. Büyükelçilik onları kabul etmeyi reddetti. Bunun üzerine uzlaşmacı bir seçenek sunduk: yalnızca Diana Dadaşeva’nın, sadece yazılı başvuruyu teslim etmek amacıyla Büyükelçiliğe girmesini önerdik. Büyükelçilik bu öneriyi de kabul etmedi. Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Paris Büyükelçiliği yazılı başvurumuzu kabul etmedi. Bu durumu kamuoyu önünde kayıt altına almayı önemli görüyoruz. Büyükelçiliğe barışçıl bir şekilde geldik. Diplomatik temsilciliğin çalışmalarını engellemek gibi bir amacımız yoktu. Amacımız, sınır aşan baskılar ve Türkiye’nin göç sistemi içinde tutulduktan sonra kaybolan kişilerin akıbetine ilişkin konuları içeren resmî bir yazılı başvuruyu teslim etmekti. Ancak bir mektubu kabul etmemek, o mektupta dile getirilen soruları ortadan kaldırmaz. Bir mektubu kabul etmeyi reddedebilirsiniz. Ancak kabul etmeyerek sorunun kendisini ortadan kaldıramazsınız. 1 AĞUSTOS 2021’DEN ZORLA KAYBETMELERE 3 Ağustos’ta Paris’te dikkat çekmek istediğimiz süreç tam olarak buydu. Önce barışçıl protestoya katılanların gözaltına alınması geldi. Ardından aktivistler tek tek hedef alınmaya ve gözaltına alınmaya başladı. Sonrasında geri gönderme merkezleri ve bizim değerlendirmemize göre non-refoulement ilkesini ihlal eden zorla geri göndermeler yaşandı. Daha sonra Alişer Sahatov ve Abdulla Orusov’un kaybolmasıyla karşı karşıya kaldık. Dikkat çekmek istediğimiz ağırlaşma budur. Sınır aşan baskılar bir günde ortaya çıkmaz. İlk ihlaller etkili biçimde soruşturulmadığında ve gerekli hukuki karşılığı bulmadığında giderek gelişir ve ağırlaşır. Bu nedenle yalnızca tek tek olayların değil, yaşanan sürecin tamamının incelenmesini talep ediyoruz. Her şey nasıl başladı? İlk olarak kimler hedef alındı ve gözaltına alındı? İnsanların zorla geri gönderilmesine yol açan kararları kimler aldı? Non-refoulement ilkesi, geri gönderildikleri takdirde zulme uğramaktan korkan insanları neden koruyamadı? Ve sonunda bugün kaybolan insanları aramak zorunda kaldığımız noktaya nasıl geldik? Bu sorular cevaplanmalıdır. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE ÇAĞRIMIZ Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na, İçişleri Bakanlığı’na, Dışişleri Bakanlığı’na, Adalet Bakanlığı’na, savcılıklara ve diğer yetkili kurumlara çağrıda bulunuyoruz: Türkiye topraklarında Türkmenistan vatandaşlarına yönelik sınır aşan baskı iddialarını soruşturun; Türkmenistan vatandaşlarının zorla geri gönderildiği vakalara hukuki değerlendirme yapın ve uluslararası geri göndermeme (non-refoulement) ilkesine uyulup uyulmadığını araştırın; insanların zulüm riskiyle karşı karşıya kalabilecekleri bir devlete geri gönderilmelerine yol açan kararları kimlerin aldığını belirleyin; bu tehlikeli uygulamanın başlangıcına kadar geri giderek Türkmen aktivistlere yönelik baskıların tüm koşullarını araştırın; ve Alişer Sahatov ile Abdulla Orusov’un kaybolmasına ilişkin kapsamlı ve bağımsız bir soruşturma yürütün. Aynı zamanda Türkmenistan makamlarına bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Ceren Altıyeva ve Oğulnur Pelvanova’nın güvenliğini sağlayın, kendilerine yönelik her türlü baskıya son verin ve şiddet iddiaları ile idari veya akrabalık bağlarının olası kullanımına ilişkin bağımsız bir soruşturma yürütün. EYLEM SONA ERDİ — SORULAR CEVAPSIZ KALDI Paris’te Türkiye Büyükelçiliği önündeki protesto 3 Ağustos 2026 tarihinde saat 12.00’de sona erdi. Ancak bizi Büyükelçiliğin önüne getiren sorular hâlâ cevapsızdır. Sınır aşan baskıların nasıl başladığını hatırlattık. Gözaltına alınan ve zorla geri gönderilen insanları hatırlattık. Bu uygulamaların nasıl daha da ileri gidebildiğinin soruşturulmasını talep ettik. Ve iki kayıp kişinin akıbetinin belirlenmesini bir kez daha istedik. İfade özgürlüğü suç değildir. Barışçıl protesto suç değildir. İnsan hakları savunuculuğu suç değildir. Dünkü ihlallerin cezasız kalması bugün yeni mağdurlar yaratmamalıdır. ALİŞER SAHATOV NEREDE? ABDULLA ORUSOV NEREDE? Cevap istiyoruz. --- PROTESTONUN TAM VİDEO KAYDI 3 Ağustos 2026 tarihinde Paris’te Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği önünde gerçekleştirilen protesto eyleminin tamamını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/live/J520mxEn5WE?is=uh6tfNTWwTa2KGTi “Dayanç / Türkmenistan” Sivil Hareketi İnsan Hakları Platformu “Türkmenistan’ın Demokratik Seçimi” (DVT)

İletişime Geçin

Dayanch olarak, her bireyin temel haklarını korumak ve geliştirmek için çalışıyoruz.

İletişime Geç
Logo